“Bilimsel ve Laik Eğitim İçin Mücadeleden Vazgeçmeyeceğiz!”
8 Eylül 2025’te yeni eğitim öğretim yılı başlıyor. Ancak bu başlangıç, umut dolu
bir sürecin değil, derinleşen sorunların habercisi olmaktadır. Bugün ülkemizde
eğitim, öğretmenlerin geçim sıkıntısı, öğrencilerin açlığı, okulların donanımsızlığı
ve liyakatsiz atamaların gölgesinde yeni döneme adım atmaktadır.
Öğretmenler, insanca yaşayamayacakları ücretlerle ayakta kalmaya çalışırken
itibarsızlaştırılmakta; tayin ve atamalarda liyakat değil, siyasi kayırmalar
belirleyici olmaktadır. Bu koşullar altında öğretmenin motivasyonu
zedelenirken, öğrenciler sürekli değişen müfredat ve sınav sistemleriyle geleceğe
güvensiz bakmaktadır.
Öğrencilerimizin yaşadığı tablo ise çok daha acıdır. Yoksulluk nedeniyle binlerce
çocuk okula aç gitmekte, beslenme çantalarını dolduramamakta, derse boş
mideyle girmektedir. Açlık çeken bir çocuğa nasıl nitelikli eğitim verilebilir?
Çocuklarımızın en temel hakkı olan eğitim, yoksullukla iç içe geçmiştir ve bu,
iktidarın bilinçli tercihlerinin sonucudur.
Öte yandan okullarımızda laboratuvar, spor salonu, kütüphane ve teknolojik
donanım eksiklikleri devam etmektedir. Eğitim yatırımlarının belirli okul
türlerine yönlendirilmesi, diğer okulları geri plana itmekte; fırsat eşitliği yara
almaktadır. Kadrolu öğretmen açığı, alan dışı ders uygulamalarıyla birleşince
öğrenciler nitelikli eğitim hakkından mahrum bırakılmaktadır. Temizlik ve sağlık
hizmetlerinde kadrolu personel eksikliği nedeniyle okulların hijyen koşulları
ciddi bir tehdit altındadır.
Tüm bu sorunların yanı sıra eğitim alanı, laik ve bilimsel temellerden
uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır. ÇEDES başta olmak üzere birçok gerici proje ve
protokol, öğrencilerimizin eğitim hakkını gasp etmekte; bilimin, aklın ve çağdaş
pedagojinin yerine dogmatik anlayışları dayatmaktadır. Okullar, çağdaş eğitimin
yuvası olması gerekirken siyasi ve ideolojik projelerin sahasına
dönüştürülmektedir. Bu kabul edilemez. Eğitimin içeriği, dini ve siyasi
baskılardan arındırılmalı; çocuklarımızın özgür düşünebilen, sorgulayan,
üretken bireyler olarak yetişmesi sağlanmalıdır.
Buna ek olarak, kalıcı yaz saati uygulaması da eğitim hayatında ciddi sorunlara
yol açmaktadır. Çocuklarımız henüz gün ağarmadan, karanlıkta yollara
düşmekte; bu durum hem güvenlik hem de sağlık açısından büyük riskler
yaratmaktadır. Uyku düzeni bozulan, biyolojik ritmi aksayan öğrenciler derse
yorgun ve dikkat dağınıklığıyla girmekte; öğretmenler ise verim kaybı
yaşamaktadır. Eğitimde başarıyı olumsuz etkileyen bu uygulama, toplumun
genel yaşam kalitesini de düşürmektedir.
Öğretmenlerini yoksulluğa, öğrencilerini açlığa mahkûm eden, okullarını sahipsiz
bırakan; üzerine gerici dayatmalar ve yanlış uygulamalarla baskı altına alan bir
eğitim anlayışı ülkeyi karanlığa sürükler.
Bizler Köy Enstitülerinden miras aldığımız aydınlanmacı geleneğin
sorumluluğuyla şunu vurguluyoruz: Çocuklarımızın sağlıklı, güvenli, bilimsel,
eşitlikçi ve laik bir eğitim hakkı vardır. Bu hak günübirlik politikalarla
zayıflatılamaz, ideolojik tercihlere feda edilemez. Öğretmenin geçim sıkıntısı
çözülmeden, liyakate dayalı atama sistemi kurulmadan, tüm okullara eşit
yatırımlar yapılmadan, öğrencilerin açlığı giderilmeden, eğitimde bilimsellikten
sapılmadan ve kalıcı yaz saati uygulaması gibi yanlış kararlar son bulmadan
nitelikli eğitimden söz etmek mümkün değildir.
Yeni eğitim yılına girerken bizler, geleceğin aydınlık Türkiye’si için eğitimde
eşitliği, bilimselliği ve insan onuruna yakışan koşulları savunmaya devam
edeceğiz.
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Merkez Yönetim Kurulu ve Şubeleri



